8 Ağustos 2014 Cuma

Birinci Tura İki Kala



Vildan Sevil


Görülen o ki onca yazıp çizmeye, tartışmaya karşın CB seçiminde nasıl oy kullanacağımıza dair bir ortak tavır geliştirilemedi.

Gerek salt iktidar/diktatör karşıtı, gerekse sistem karşıtı farklı muhalif güçler, toplumda çoğunluğu oluşturmalarına karşın Gezi Direnişinde gördüğümüz o görkemli birlikteliği başaramadılar.

Diktatör, seçimi almak için her yolu kullanmaya devam ediyor. Yurt dışında yaşayanlara VİP uçak bileti ve halka dağıtılan her türlü rüşvetten  tutun da on binlerce fazla oy pusulası basımına kadar…

Bu seçimin birinci amacının, adaylar içlerine sinmese de diktatörün seçimini önlemek olduğu konusunda muhalafetin çoğu birleşiyor.

Bu durumda yapılması gerekenleri şöyle sıralamak akla yakın geliyor:

- Öncelikle sandığa gitmek, varsa kendine yakın adaya oy vermek.

- Hiçbiri uygun görülmüyorsa boş oy pusulasına seçimin adaletsizliğini, kendimizi ifade eden bir aday bulunmadığını vb. sözleri yazarak geçersiz oy kullanmak. Daha önce getirdiğim boş oy önerisinden, pusulaları şeytanın doldurabileceği uyarıları nedeniyle vazgeçiyorum.

- Yapılan hesap kitap sonucu, sandığa gitmediğimiz takdirde, diktatörü rızamızla ilk turda baş tacı edeceğimiz anlaşıldı.

Bu durumda boykot doğrudan onun işine yarayacak.

Boykot, devrime hazır toplumlarda, sistemi sallayacak, değişime uğratacak koşulların olgunlaştığı dönemlerde kuşkusuz kullanılacak bir yöntemdir. Sistemin dayattığı parlamentoculukla demokrasi oyununun reddi anlamına gelir ve  muhalif güçlerin, halkın, eskisinin yerine konulacak sisteme talebini, umudunu, inancını gerektirir. Çok küçük bir azınlığın yaptığı boykotun, toplum nezdinde bir değeri ve etkisi olamadığı gibi bu seçim sisteminde, bu öncülükten çok uzak varlığımızla diktatörün oy arttırımına neden olur.

-Eğer ikinci tura geçilebilirse diktatörün karşısında kalan kim olursa olsun ona oy vermek gerekir.

Kısa bir süre için, bu lanet sömürücü sistem, bizleri bir süre daha oyalamak amacıyla kendine uygun adaylar sunsa da politikaları, dünya görüşleri bir yana, Demirtaş’ın ve İhsanoğlu’nun kişilik özellikleri, psikolojik yapıları açıktır ki padişah taklitçisiyle kıyaslanamaz. Bu olumlu farkları gözardı etmek haksızlıktır.

En büyük tehlike bertaraf edilir, yeni dönemde derin bir nefes alıp muhalif güçlerin akılları başlarına gelir de derlenip toparlanılırsa ne âlâ…

Yine başarılamaz, sistemin ve küresel güçlerin seçeneklerinden medet umulursa yeni başkanın kısa sürede alaşağı edileceğini ve yeni diktatörlerin yaratılacağını bilelim. Kapitalizmin işleyişi böyle.

Oyunu biz kurmuyoruz. Bu dağınıklıkla oyuna müdahale edemiyor, “Oynamıyoruz” bile diyemiyoruz; desek de kendi çalıp kendi oynayan, esamesi okunmayanlar durumundayız.  Ne yazık ki ancak verilen rolü oynamaya mahkum ediliyoruz.

Seçim bir dönüm noktası. Ya yapımcı, yönetmen olmaya karar vereceğiz ya da ezile ezile figüranlığa devam edeceğiz, giderek bu coğrafyanın kan gölünde boğulacağız.

Şimdilik başka seçenek görünmüyor.

07.08.2014

Vildan Sevil



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.